Wednesday, October 23, 2013

Hayal-et

  Kendimize yaşayan ölüler derdik zamanında, onlar hayaletti; biz ise yaşayan ölüler.
Nefesleri tükenene kadar her duygunun dibine yüzenler.
Hissedemeden ölen, hissettikçe dirilenler.
Tabiri caizse Azrail ile dalga geçenler.
   Onlar ise hayaletti sadece. Çocukluğumuz boyu korktuğumuz, büyüdükçe korkuttuğumuz ‘’hayaletler’’…
Ne yazıktı ki ne zaman ölsek, onlardan biri öldürürdü bizi.
Onların hissedemediklerine yüzerken yitirirdik nefeslerimizi.
Ve ne zaman olur da açarsak gözlerimizi, onlardan biri olmuşçasına korkardık kendimizden.
Bu yüzden ‘’hayal-et’’ derdik kendimize, her dirildiğimizde.
Bir daha ölene kadar hayal et!

Hayal etmezsen, ölemezsin…

Thursday, October 10, 2013

Yalnızlık Közleri

Özgürlüğe susamış bir adamın hayalleridir okyanus,
Ve zaaflarıdır o okyanusu kurutan.
Boğulan gün be gün,
                  Ve kıyılara uzanan…
Yağmur olup yağan umutlarıdır adamın,
Yaklaşan yıllara,
                  Yavaş yavaş aklaşan…
Tane tane savrulan yalnızlığıdır rüzgara,
Gün olup doğan umutları,
Gece olup batan sabrıdır!

Ezgilere dem tutar sessizliği,
                  Ve susar adam zaaflarına!
Günün sonunda hayalleri ıslanır da;
Yanar adam

                  Yanar yalnızlığına!

Thursday, August 22, 2013

Ölerek Yaşamak

Yaşamayı dahi zamana bırakanlardanız biz;
Dünyanın tek harikası içerisinde onlarcasını arayanlar,
Gördükleriyle tatmin olmayıp da hayaller kuranlar.
Tanrının tatminsizliğini bencilliğimizin merhametiyle karıştıranlar;
Anlam veremediklerini anlamsızlaştıranlar.
Bir olanlar; olmayanı saymayanlar!
Kaybolmuşlar kendi yollarında;
Saklanan korkusuzlar…

Zamanı dahi yaşatamayanlarız biz;
İki kum tanesini sonsuzluk sayanlar.
Ölerek uyuyup, doğarak uyananlar!
Sevenler ve sevemeyecek kadar nefret edenler...

Yaşayarak ölenleriz biz;
Aslında ölerek yaşayanlar.

Tuesday, July 16, 2013

Sevda Adı

Yalnızlık uyuşturuyordu dilimi, boğazımdan akarak ciğerlerime iniyor, tüm bedenimi ele geçiriyordu. Yudumlarım tükenmek üzereydi ki bir el uzandı arkamdan. “Pardon” dedi. Derinden gelen bir sesti, kalbinin değil, hayallerinin derinlerinden. Adımı sordu bana, bir elimde sönmeye yakın sigaram, ne diyeceğime kararsızdım. Ne olmalıydı adım ? Umut diyemezdim, Gece de olmazdı...ne demeliydim ? Düşüncelerimi bir köşeye atarak Ozan dedim. Evet, evet, Ozan tam benlikti. Arada sırada bir kaleme de sarılıverirdi parmaklarım. Gülümsedi. "Bende Sevda" dedi. "Memnun oldum", yeri gelince bir halt olabildiğimi bilmesini istiyordum. Sarı saçları birer yıldız gibi parlıyordu gece elbisesi üzerinde. Gece elbisesi derken, gece gibi yani; karanlık, gece gibi; umutsuz, gece ki kursağımda bırakmış hayallerimi. Oysa beni terkedip de giden gece değildi ki..
Kim bilir kaç mektubunu yanlış adrese götürüvermişlerdi,
Hepsinin de suçlusu geceler olabilir miydi ?
O karanlıkta gün ışığına çıkan zaafiyetler, o farkındalıkların körelişi,
Umut yangınları, hayal alaboraları, son nefesin ömür kılınışları..
Uykusuzluğumun dermanı geceler değil miydi ?
Kadınım demek istiyordum,
Kadınım… ben unuttum galiba adını,
Gece desem sana herkesleşir miyim bende, ötekileştirir misin beni başkaları gibi?
Ama dersem de, yıldızlar çizer belki silüetini,
Yahut sen yıldız olursun, sonra ben,
Belki dilek tutar kimileri,
Belki söverler bize aydınlattığımız için yüzlerini,
Belki de...
Belki de ömür veririz ha ne dersin,
Öyle ömürsüz mü olmalı geceler,
kaybolur gideriz belki...
O bu değilde,
Geceler; insanların dediği gibi, geçiyor mu öyle,
Yani her güneşin doğuşu, bir son mu ifade etmeli ?
Bir gece de gece, öylesine gece olamaz mı ?
Öylesine sabaha dayanamaz mı yıldız pasteli bedenlerimiz ?
Sonsuz olamaz mıyız ikimiz ...
Haydi yıldız olduk diyelim,
Haydi gözümüz kaldı bir camı açık dairenin süslemelerinde,
Bedenlerimizi alıp da, giremez miyiz duvar örtülü odalarına,
yasak mıdır ki aşk iki yalnız, iki sönük yıldıza ?
Birer kadeh şarabımızı alıp da oturmak, nice yıllar çarçur etmiş şöminenin karşısına,
iki insan gibi sevişsek mesela,
saçlarının yaldızlarında ellerimi, gözlerinin maviliğinde benliğimi kaybetsem,
dudaklarından doyursam karnımı, vücudundan üzerime boşalsa her bir ter damlası,
İlla da illa yanan ateşe köz mü olmak gerekir aşık olmak için ?
Öyle aşklara aşık olmuyorum lan diyemez miyiz ?
Hani hayat hayallerden ibarettir ya,
iki yıldız olup da, sabaha kadar, günlere, hatta ve hatta yıllara kadar sevişemez miyiz ?
madem özgürüz,
iki kuş olup da süzülemez miyiz arzularımızın doruklarında.
Hayal et be kadınım, beni hayalet ki senden başkalarına görünmez olayım.
İzin ver..
İzinsiz ettiğim tüm yeminler ile yansın cehennem bedenim.
Öyle kolay da değil benimsemek bazen,
Kadınım ol.
Yalnızlığım ol.
Yeter ki gece olma ama,
Adı yakışmıyor ne sana ne de bana.
Adın, adını unutmuş olabilirim ama, Sevdaydı galiba..


Wednesday, June 12, 2013

Ufak bir not; 31 Mayıs.

Ufak bir not; 31 Mayıs.


Ne demiş üstad Mehmet Akif  “Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar!” Peki bu marjinal, çapulcu ve ayyaş sıfatlarının yakıştırıldığı insanlar, bu medeniyet canavarına, kalan son özgürlük inançları ile ellerini açmış iken; düşüncelerinin zan altında kalışı ve varlıklarının yadırganışı hoş görülür bir yaklaşım mıdır? Değil ise, gerçek spekülasyon aslen kimler tarafından ve ne sebeplere dayanılarak yapılmaktadır ?  

Peki nedir 31 Mayıs ?         

31 Mayıs; kırıldı sanılan halk kaleminin son damla mürekkebi ile atılan bir tarihtir! Anaların, babaların helal olsun haykırışları arasından yükselen "dalgalanan bir hilal olsun yeter” haykırışlarıdır! Zulme göğüs germiş bir milletin, tek beden, tek amaç uğruna yüreklerini kanatmasıdır!

Peki o zaman bunca yıllık lügatımızdaki özgürlüğün tanımı, nasıl oldu da değişiverdi bir anda?

Özgürlük;
Farkındalık değil midir ?

Özgürlük;
Kemiği kırılsa da dilimizin , yazıp çizmek değil midir ?

Özgürlük;
Özsellik değil midir tüm yabancılaşmalar arasında ?

Ne yazık ki tanımlanan özgürlük artık benim özgürlüğüm değildir!

Okuduğum ve yazdığım şiirlerin mısraları sansürlendiği sürece;
Arz ettiğim kelimelerin anlamları hor görüldüğü sürece;
Benliğime bir korku hükmettiği sürece;
Özgürlük, yaşadığımdan ayrı bir rüya olabilir sadece.

Şimdi bir daha soruyorum sizlere;
Özgürlük, mahkum bir bedenin, duvarlara kazıdığı düşüncelerinde mi barınır,
Yoksa özgürlük, düşüncelerin mahkumiyete karşı haykırdığı naralarda mı saklıdır ?


Umuyorum ki tarih kitapları 31 Mayıs'ın sadece iki, üç ağaçtan, bir parkta toplanmış çapulcu ve ayyaşlardan, provakatörlerden ve çıkarcı zihniyetlerden ibaret olmadığını ayrıntıları ile önümüzde ki nesillere aktarır. Lakin bazılarımıza kalsa, bu özgürlük mücadelesi bir grup penguenin “çiftleşmesinden” ibaret kalacaktır!

Friday, May 24, 2013

Vaad Edilendir Beklenen


Bir kadının güzelliği mi özendirir biz erkeklere cenneti ? Yoksa bir cennet kadar mı güzeldir tüm kadınlar ?

Puslu, yağmurlu, güneşinin bulutlar ardına saklanmış olduğu İstanbul'a bakıyordum balkonumdan. Saç tellerim rüzgarla beraber savruluyor, ansızın gözlerimde ki o öteki dünya'mda beliriveriyorlardı. Durgundu bugün İstanbul, çok durgun..

Sigaramdan bir nefes daha alarak karşı apartmanda ki kadına kilitledim gözlerimi. Sarı saçları beyaz sabahlığına uzanmış, açık kalmış bir iki düğmesinden siyah sütyeni patlamıştı. Gülümsüyordu. O da benim gibi öylece bakaduruyordu yorulmuş İstanbul'a.

Kendimi o kadını hayal ederken buldum dumanlı başımla. Islak saçlarını bukleler halinde uzatıyordu kollarıma ve bedenimi ıslatıyordu, vücudundan boşalttığı her bir ter damlasıyla. Gözlerine yeniden bakabilmeyi hayal ediyordum, içimde en ufak bir şüphe olmadan, bir önyargı göremeden bakışlarında. Beklentisizce, korkusuzca ve unuturcasına adımı her çığlığında.

Sanki ben bir müsvetteydim de bunca sene boyunca, o; bir damla mürekkep misali sonsuzluğa uzanıyordu damarlarımda. İlk defa görmüyordum belki de o kadını, belki de sevişmiştik önceden, yahut laflamıştık ayak üstü kuytu bir sokakta. Kim bilebilir belki de türlü hayallerime alet etmiştim o masum tebessümünü, belki de leke sürmüştüm güzelliğine bir kaçında ...

Bir kadının güzelliği midir Cennet, benliğimiz altında ezilmiş arzularımızla hayal edilen?

O kadın mıydı ki kartlaşmış tenimi canlandıran her dokunuşunda..

Sigaramın dumanı takılmıştı boğazıma;

Olasılıklar boğuyordu beni, ihtimallere bıraktığım her yazgı kuruntusuyla.

Beni ben olmaktan alıkoyacak bir kaç kıyafet beğendim gardrobumdan, üstümü giyindim.

Hazırdım, tek bir nefesinin zaman olacağını bildiğim kadına, sonsuzluğumu vermeye hazırdım.

Çıktım duvarlarını beyaza boyadığım odamdan, çerçevelerini indirdiğim dairemden!

Bir iki adım attım karanlığa, sokağın ucundan

"İn aşağı" diye bağırdım; kırılmayan dilimin, hakimiyetini bıraktığı kulaklara erişebilme umudu ile.

Benim için önemli değildi sesime kulak vermesi,

Yahut tüm zaafiyetlerinden vazgeçerek aşağı inmesi.

Lakin o inmese de ben hazırdım,

Hazırdım ben, uykularımı kaçıran o kadına

Her gün rüyalarımda yeniden aşık olmaya!

Yorgundu bugün İstanbul,

Yorgunluğu yağıyordu bedenimden, karışıyordu çarşafa.

Gözlerimi açtım kendimi kaybettiğim bir rüya’nın ortasında,

Belki yalnızlık bana göre değildi,

Belki de yalnızlık yutması zor bir kelimeydi sadece.

Monday, May 20, 2013

Çünkü;


Çünkü dedim ve sustum bugün.
Çünkü ...

Çünkü;

Ben farklıydım onlardan.
Ben göremiyordum her detayı gözlerim kapalı.
Göremediklerime de şekiller beğendiremiyordum ben.

Çünkü;
Ben farkındalığımın iplerini bırakmıyordum ellerimden,
Yeri geldi halatımsı keskinliği kanattı derimi,
Yeri geldi yaş oldu, kuruttu gözlerimi..
Yeri geldi ateş oldu yaktı bedenimi; fakat ben öyle sıkı sarıldım ki ona;
Yalnızlığımla alevlendi tüm közleri....

Çünkü;
Ben taktığım maskelerin varlığını inkar etmedim aslında,
Fakat her birine de başka bir karakter beğenemedim,
Hoyratça harcananlar misali her insan arasında.

Çünkü;
Vaad edilenin sunulmadığı bir dünyada,
İnançlarla renklendirilmiş bir tabloya da kuru kuruya bakmadım mesela..
Bir gözüm de aramadı hiç bir zaman,
Bir kadın uzansın yanımda, sakladığı kanatlarıyla.

Çünkü;
Sorgulatmadım kendimi kimselere,
Yahut sorgulamadım yanlışlarını kimsenin.
Her günün sonunda da bir yüzüm oldu,
Baktığım aynalarda tanıyabildiğim.

Çünkü;
Ben yaşamayı bir gereklilik olarak görmedim belki de,
Bir tercihti nefes almak bana göre.
Sualsiz kalmadı davranışlarım onların beklentilerinde
Bense başlıca bir sualdım oysa sağır tüm benliklerde.

Çünkü;
Aslında tüm korkakların sığınağı olan zamansızlığa yanaşmadım fazla,
Üstüme düşen her kayanın altında bir nefes sakladım kendime,
Yarınlar birer umut olsun diye,
Yıpranmış tüm hayallerime.

Çünkü;
Kaderim fazla değildi lakin bana,
Ben fazlaydım içinde var olmak için o’na.
Nedensizce kendime dünyalar yarattım,
Başımı koyduğum her yastıkta.

Çünkü;
Yalnızlığın yalınlığıyla doldurdum müsvetteleri.
Sonunda da okutabileceğim bir ben kaldı yanımda.

Aslında;
Bir son da beğenemedim ben yaşadıklarıma,
Sona kalmışçasına hayalperestler arasında!
Ve kader dedim sustum.
Başka bir neden bulamadım,
Dahil edildiğim tüm yalanlara.

Tuesday, May 14, 2013

Meleğim Sen


Günahlarımdan doğan bir melektin sen;

Önce güneş gibi açtın ellerime,

İçimi yaktı güzelliğin..

Mavi denizlerde boğuldum her baktığımda gözlerine,

Cennet bahçelerinde bıraktım vücudumu, gökler üzerinde,

İnanç yoksunluğu da yoktu gelen senin ile birlikte.

Bir yaradandı ki; hoş görmüştü seni, benim kafirliğime!

Günahlarımdan arındıran bir melektin sen;

Yandığım cehennem ateşini benim için söndüren..

Dönmesin diye yalvardığım dünyayı tersten döndüren..

Durduran zamanı, benliğimi gençleştiren,

Ve öğreten bana, hissetmeyi öğreten..

Öyle bir melektin ki sen;

Suskunluğumu akıtırdın dilimden,

Gitmeme izin vermezdin sadece,

Gideceğim yerlerde de tutardın ellerimden..

Öyle bir melektin ki sen;

Sevda bir yudumluk su olurdu çöllerde,

Sen olurdun beni su ile sarhoş eden..

Kısacası öyle de bir melek değildin sadece,

Benim meleğimdin sen,

Nefesim tükense ,

Sonsuz olurduk biz seninlen..

Sonsuzluk dahi kaçamazdı senin şehvetinden..

Benim kaçamadığım gibi, gözlerimi kör eden talihimden..

Saturday, May 11, 2013

Gece Geldi, Ben Sustum


Gece mi geldi ?
Kapatacaksın kendini dört yanı açık balkonuna,
Hoşgeldin diyeceksin.

İstanbul’da mısın ?
Alacaksın bir güzel Marmara'yı karşına,
Boyayacaksın bardağını birkaç damla rakıyla,
Su da olmayacak içinde, iki tek buz yeter ozanlığını ıslatmaya.
Saracaksın sigaranı, yakmayacaksın hemen.
Önce duracak biraz dudaklarında, yapışacak tenine.
Ateşlemek için çektiğinde, kanatacak seni.
Bir damla da kan tadı bırakacak ağzında, damaklarında.
Sevdiğin kadının adını sayıklayacaksın her yudumunda.
Acıyacak;
Canın acayacak ki kalbinin acısı hafiflesin.
Her yıldıza bakıp da dalmayacaksın öyle,
İçlerinden en parlağını seçeceksin, en vaatlisini..
Sabah'a sönmeyecek o;
Senle beraber kaybolacak gündüzlerde.
Kalemin kağıdı ağlatırken; sen de ağlayacaksın.
Sere serpe bırakacaksın gözyaşlarını gamzelerine,
Öyle delikanlıyım ben, ağlamam demek olmaz; ağlayacaksın.
Sonuna kadar, hıçkırıkların boğazını kurutana kadar; ta ki bir bardak daha doldurana kadar.
Gidenleri unutana kadar da içmeyeceksin, dönmemek üzere içeceksin her gece, dönememek üzere.
Ayağa dahi kalkamaz hale geleceksin ki gökyüzü gelsin ayağına.
Hayallerin gelsin, pişmanlıkların,
Umutların gelsin yıldızlarla beraber…
Gelsinler ki, onlar da birer birer damlasın doldurduğun müsvettelere,
Öyle çalakalem de yazmayacaksın düşünmeden, düşündürtmeden,
Sen değil de bir başkası okurken, demeyecek ki;
Her kelime bir hazineydi de bulanı mı çok geldi..
Her yarıda kesilmiş aşka da hikaye demeyeceksin mesela, hele kader hiç demeyeceksin..
Suçu aramayacaksın başkalarında!
İçiyorsan… suçlu da sen olacaksın, suçta.
Öyle her gece geçmez olsaydı,
Aklaşır mıydı sakalların yoksa..

Ayaz mı geldi sonunda ?
Duracaksın çırılçıplak rüzgara karşı,
Hiçbir duvarı almayacaksın arkana,
Duvarlar sağlamdı da sen mi duramamıştın ayakta ..
Tadını çıkaracaksın güneşin, doğuşu yakmaz ilk başta,
Yazdıkların uçuşacak rüzgarla, sen kapatacaksın gözlerini! 
Aklın geceden kalma yıldızda,
İyi geceler diyeceksin,
Geceler kötü olmaz,
Ne de olsa biter her biri, bir uyanışta ….

Thursday, May 9, 2013

İçimde ki Ben


Neden mi çoğul konuşuyorum günlerdir ?
Çünkü;

İçimde bir ben daha var susturamadığım!

Bir ben daha var;

Kapayamadığım gözlerini gördüklerime!

Bir ben daha var;

Unutturamadığım unuttuklarımı!

Ve bir ben daha var;

Benim olduğumdan habersiz sadece...

Neden mi çoğul yaşıyorum senelerdir ?
Çünkü;

Bir ben daha var benim içimde;

Hisseden lakin hissettirmeyen,

Mutlu fakat körpe dedirten...

Ve bir ben daha var ki;

Benden iyi beni bilen,

Farkındalıklarımın iplerini kanatırcasına çeken,

Dizeler söyleyen,

Yeri gelince dize getiren...

Ve götürmeyen.

Alıpta geri vermeyen bir ben var içimde!

Üste çıkmayan,

Suçlamayan,

Ben dedirtmeyen...

Bir ben var ki;

Göründüğü gibi olmayan,

Hatta ve hatta hiç görünmeyen.

Neden mi onca maske peki ?

Sormalı ozan'a ;

Hangi dizelerdeydi o tüm kaybettikleri...

İçimde ki ben,
O değildi kirleten… sahip olduğum lekeli geçmişimi!

Wednesday, May 8, 2013

Hırsızlık Tablosu


Dün gece idi galiba, gökyüzü hafif bir kırmızıya boyanmış, mehtaba uzanıyordu kasvetli. Uzanıyordu lakin tüm yıldızları ve karanlığıyla, uzanıyordu öylece günün tüm yorulmuşluğuyla..  "Belki de" dedi, daha tanışalı çokça saat geçmeyen çocuk. Uzunca bıraktığı saçları beline eğilirken, sakalları kavislendiriyordu gamzelerini. Parmak aralarında ustaca gezdirdiği izmariti fırlatarak konuşmaya devam etti "Belki de biz sandığımız kadar geniş bakmıyoruzdur ha, ne dersin ? Açıkçası düşündüğümüz kadar geniş bakıyor olsaydık , bu kadar ince detay arasında gidip gelmezdi gözlerimiz... Bizde o insanlardan olurduk; o, detay'a takılmayarak yaşayan insanlardan! O umursamazca günlerini geçirenlerden, sevenlerden dibine kadar ve nefret edenlerden; o anı yaşayanlardan... o mutlulardan! Mutsuzluğun büsbütün yarattığı tatminkarlığa takılmayan mutlulardan! " Konuşurken bir yandanda yürüyorduk, dediklerini iyi duymamı istercesine, empose edercesine, dudağı kulaklarımda konuşuyordu adeta. Sonunda girişi olupta çıkışı olmayan tarzda bir mekân'ın önüne geldiğimizde artık son cümlesini söylemeye hazırlamıştı kendini. Önümüzde ki insanlar yavaşça ilerledikçe, bir son'a yaklaştırıyor gibi hissediyordum kendimi. Anlamlardan kendime yaratacağım bir son'a.. Biz kapıda ki korumalara doğru gelmeden bana doğru döndü ve elini omzuma sertçe yaslayarak yaktığı sigarasından bir nefes aldı. Gece ile karıştı üflediği dumanı, yutkundu. "Belki de biz at gözlüğü ile bakanlarızdır. O tüm çerçeveyi gördüğünü sanıpta, ince bir detayı, muazzam bir tablo yapanlardan.. Bizizdir aslında alışılagelmiş olmayan, onlar değil.." Ve ardından güvenlik görevlilerine selam vererek içeriye girdi. Onu takip ettim bende. Ağır bir metal havası hakimdi içerisine. Tahta masaların uçlarında ki yer lambaları loş bir aydınlık süzüyordu insanın gözlerine. Sahnede üç tane dev performans sergiliyordu! Ya onlar devdi, ya da günün sarhoşluğu bana sahne'nin yüksekliğini unutturuyordu. Gitarist'in parmakları tellerde dolandıkça boğazıma takılıyordu yudumladığım viski'nin bitter tadı.  Ve bir düşünce takılıverdi aklımın bir köşesine. Bunca sene kendime itham ettiğim o düşünce özgürü benliğim aslında detaylar içerisinde mi koşuyordu özgürlüğüne? Ve bunca sene uğruna edebiyat müsvettelerini kirlettiğim farkındalığımın ipleri mi dolanmıştı aslında ellerime ?  Ceketimden bir dal çıkartarak ateşledim ve alev almış sahneye kilitledim gözlerimi. Farkındalıkta bir tablo idi aslında, insan'ın o her ince detay ile güzelleştirdiği. Ve bakış açılarımız birer renkti aslında, bir o kadar benzer fakat bir o kadar da farklı tonlarda.Ve biz yinede farklıydık onlardan, hırsızdık birazda, farkındalık çalan, ve kendi detayları ile tablolar yaratan hırsızlardık biz...

Şimdi onca geçen seneyi düşünüyorumda, ne kadar da dar bakıyormuşuz biz hayata... Aynı bir hırsızın baktığı gibi, çaldığı her paçavraya!

Tuesday, May 7, 2013

Duygu Senfonisi


Duyguların da bir senfonisi olmasın mı yani ?

Öyle aşık olduğunda kulaklarında yankılanmasın mı kalbinin ahenkli sesi,

Gözlerin o'nu zindanlarına vurduğunda bir kere,

Sevdan uzanmasın mı yani yalnızlığının kilidine.

Mutluluk yaşların akmasın mı doyasıya;

Bir şelaleymişcesine gamzelerine.

Göğsünde bir buram gerilme olmasın mı ?

Değiştirmesin mi ellerin, kalbinin akordunu sinsice.

Bir konçerto dinler gibi,

Bir şarkı mırıldanır gibi kendi kendine,

Öylece arzulamasın mı bedenin, bir başka bedeni üzerinde...

Korkmasın mı yani zamanın kumları,

Karışmaktan bir girdabın dalgalarına, seninle birlikte,

Ve korkmasın mı kaybolmaktan, sen her defasında aynı notayı dinlediğinde..

Duygularının da bir senfonisi olamaz mı yani ?

Sadece sen kulaklarını tıkadın diye!

Gözlerini kapadın diye!

Tünedin diye bir kuytuya habersizce!

Yalnızlıkta bir duygu değil midir aslen,

Dinlediğin her gün, ümitsizce...

Sunday, May 5, 2013

Ben Olamayan


Farklı olandım ben,

Aslında olamayan;

Bugün olamayandım, yarın olamayan, adı koyulamayan...

Arkada kalandım ben, bir de sıra da duramayan.

Sevemeyendim ben, sevilmeyi umursamayan.

Güvenemeyendim ben, güvenilmekten kurtulamayan.

Ve ağlayamayandım ben, göz yaşlarını hazinesi sayıp;
Kendine saklayan.

Kurtulamayandım ben; dilime vurulan kırbaçlardan.

Kendi ellerini, kendi bağlayandım ben.

Özgürdüm , tutsaklarında benle aynı zindana koyulduğundan.

Kafir olandım ben, inanç yalanlarının hoş karşılandığından.

Ve yalnız olandım ben; yalın olduğumdan...

Birde maruz kalandım hep;

Kalemi elime alıpta, nefeslerimle kader yazdığımdan...

Gidipte, gidemeyenim ben;

Gidecek bir yerim olmadığından.

Sayıpta sövemeyenim;

Kelimeleri harcayacak kadar değerli bir ben bulamadığımdan..

Ve varolamayanım ben aslında,

Tüm olasılıklara bir benlik yakıştıramadığımdan.

Şimdi de ölemeyenim ben,

Yarattığım buncasından intikam alamayan.

Ve nedensizim en sonunda;

Yüz bulamadığımdan geçtiğim yollara çizecek ,

Ve söz bulamayan;

Bunca kahpe gerçeğin üstünü örtecek..

Malum gece yalnız ve soğuk,

Üşüyecek bir bedenim ben!

Üşüyecek yalnızlığından....