Wednesday, May 8, 2013
Hırsızlık Tablosu
Dün gece idi galiba, gökyüzü hafif bir kırmızıya boyanmış, mehtaba uzanıyordu kasvetli. Uzanıyordu lakin tüm yıldızları ve karanlığıyla, uzanıyordu öylece günün tüm yorulmuşluğuyla.. "Belki de" dedi, daha tanışalı çokça saat geçmeyen çocuk. Uzunca bıraktığı saçları beline eğilirken, sakalları kavislendiriyordu gamzelerini. Parmak aralarında ustaca gezdirdiği izmariti fırlatarak konuşmaya devam etti "Belki de biz sandığımız kadar geniş bakmıyoruzdur ha, ne dersin ? Açıkçası düşündüğümüz kadar geniş bakıyor olsaydık , bu kadar ince detay arasında gidip gelmezdi gözlerimiz... Bizde o insanlardan olurduk; o, detay'a takılmayarak yaşayan insanlardan! O umursamazca günlerini geçirenlerden, sevenlerden dibine kadar ve nefret edenlerden; o anı yaşayanlardan... o mutlulardan! Mutsuzluğun büsbütün yarattığı tatminkarlığa takılmayan mutlulardan! " Konuşurken bir yandanda yürüyorduk, dediklerini iyi duymamı istercesine, empose edercesine, dudağı kulaklarımda konuşuyordu adeta. Sonunda girişi olupta çıkışı olmayan tarzda bir mekân'ın önüne geldiğimizde artık son cümlesini söylemeye hazırlamıştı kendini. Önümüzde ki insanlar yavaşça ilerledikçe, bir son'a yaklaştırıyor gibi hissediyordum kendimi. Anlamlardan kendime yaratacağım bir son'a.. Biz kapıda ki korumalara doğru gelmeden bana doğru döndü ve elini omzuma sertçe yaslayarak yaktığı sigarasından bir nefes aldı. Gece ile karıştı üflediği dumanı, yutkundu. "Belki de biz at gözlüğü ile bakanlarızdır. O tüm çerçeveyi gördüğünü sanıpta, ince bir detayı, muazzam bir tablo yapanlardan.. Bizizdir aslında alışılagelmiş olmayan, onlar değil.." Ve ardından güvenlik görevlilerine selam vererek içeriye girdi. Onu takip ettim bende. Ağır bir metal havası hakimdi içerisine. Tahta masaların uçlarında ki yer lambaları loş bir aydınlık süzüyordu insanın gözlerine. Sahnede üç tane dev performans sergiliyordu! Ya onlar devdi, ya da günün sarhoşluğu bana sahne'nin yüksekliğini unutturuyordu. Gitarist'in parmakları tellerde dolandıkça boğazıma takılıyordu yudumladığım viski'nin bitter tadı. Ve bir düşünce takılıverdi aklımın bir köşesine. Bunca sene kendime itham ettiğim o düşünce özgürü benliğim aslında detaylar içerisinde mi koşuyordu özgürlüğüne? Ve bunca sene uğruna edebiyat müsvettelerini kirlettiğim farkındalığımın ipleri mi dolanmıştı aslında ellerime ? Ceketimden bir dal çıkartarak ateşledim ve alev almış sahneye kilitledim gözlerimi. Farkındalıkta bir tablo idi aslında, insan'ın o her ince detay ile güzelleştirdiği. Ve bakış açılarımız birer renkti aslında, bir o kadar benzer fakat bir o kadar da farklı tonlarda.Ve biz yinede farklıydık onlardan, hırsızdık birazda, farkındalık çalan, ve kendi detayları ile tablolar yaratan hırsızlardık biz...
Şimdi onca geçen seneyi düşünüyorumda, ne kadar da dar bakıyormuşuz biz hayata... Aynı bir hırsızın baktığı gibi, çaldığı her paçavraya!
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
No comments:
Post a Comment