Devamlılık başarı getirir derler. Devamlılıkla ilgili bir hikaye anlatayım
o zaman. Kırmızı elbiseli kadının göğüs yanaklarının çizgileri simsiyah bir
kalçanın üzerine serilmiş kokain parçaları gibi ışıldıyor. İncilerden kolyesi parçalar döküyor boyun şelalesinden aşağı. Bacakları güneşin
ışığını gözlerime vuruyor yürürken, ben ise kahverengi, beş liralık
gözlüğümü takıyorum. Saat on iki'ye doğru geliyor ve sabahın bu saatinde parkta
ne bok yediğimi düşünüyorum. Yanımdan geçerken alev saçlarını savuruyor ve duman gerisin geriye
yüzüme çarpıyor. Sigaramı dudağımda asılı bırakıyorum kadının kalçasına bakarken. Elimi
kasıklarıma götürerek ufaklığı yokluyorum hafifçe. Sakin. Sakinim. O gün eve
gidip geceyi sabah edene kadar içtiğimi hatırlıyorum. Öteki gün saat on iki'de
sarhoş, dünkü ile aynı kıyafetlerle o parka gidiyorum. Sigaramı ateşliyorum.
Devamlılık. Kadın geliyor, bu sefer açık mavi bir elbise üzerinde ve babamın
sakallarından beyaz topuklu ayakkabıları ile bana doğru yürüyor. Bana bakarak ellerini saçlarının arasına karıştırıyor. Gülümsüyor.
Ayağı kalkıyorum. Yanına gidiyorum. Fazla konuşmama gerek kalmıyor. Kadın ne
istediğini bilen bir kadın, beni istiyor, beni alıyor. Evine gidiyoruz. Yolda
ne yaptığımı soruyor, nereden geldiğimi, nelerden hoşlandığımı, adımı sormuyor
ve bende sormuyorum. Dairesine vardığımızda kanepeye geçiyoruz, üzerindeki
elbisenin askılarını kollarından kaydırarak düşürüyorum. İç çamaşarı giymemiş,
çırılçıplak karşımda duruyor. Bir elini dudağıma yaklaştırıyor ve ayağı
kalkıyor. Bacaklarını hafifçe eğerek tam karşımdaki tabureye çöküyor. Çok yakın
ve eli hala dudaklarımda. Dayanamayıp parmağını emmeye başlıyorum. Yavaşça. Dilimle
tüm noktalarına dokunacak ve her noktada bir kaç saniye sabredecek kadar yavaş. Elini kasıklarına götürüyor ve cinsel organını, üzerinde silmeye çalıştığı bir
leke varmışçasına ovalamaya başlıyor. Tertemiz bedeni, lekenin boşalttığı
sıvıyı parlatıyor gözümde. Daha yavaş yalıyorum parmağını. Ve daha yavaş. Elimle parmağını alarak göğüslerine bırakıyorum. Kanepeden inerek parkeye çömeliyorum, dizlerim üzerine. Kadının alt karnına doğru eğiliyorum ve öpmeye
başlıyorum. Her defa bir kereliğine öpüyorum. Ellerini arkaya götürerek başını
kaldırıyor. Bacaklarının kasıldığını titreyişlerinden anlıyorum. Alçalıyorum,
yükseliyor. Dilimle yoklamaya başlıyorum bu sefer. Yeni kesilmiş olmasına
rağmen çıkmaya başlayan tüylerin dikenleri batıyor, daha sert yalıyorum, daha
sert yaladıkça daha da sertleşiyorum. En aşağı iniyorum. Göğüs uçlarından daha toplu
ve yumuşak parçasını içime duman çekermişçesine çekip geri bırakıyorum,
daha hızlı, biraz daha hızlı ve parmağım içine girene kadar dahada hızlanmaya
devam ediyorum. Ve dilim hızını parmağıma bırakıyor. Kadın lekesi boşaldıkça
çalkalıyor vücudunu ve parmağım daha da hızlanıyor. Ellerini saçlarıma doluyor
ve çekiyor, çığlıkları tüm camları çatlatırcasına yankılanıyor ardından. Bir haşinle kalçasından kaldırarak kanepeye yatırıyorum kadını . Ellerimle organımı götürüyorum
ıslattığım bahçeye ve o bahçenin içinden, ormanın derinliklerine ulaşana kadar
nazikçe ilerliyorum. Ormana girince bir anda rahatlıyorum. Derin bir nefes
alarak, Tanrı'ya bir ormanda daha nefes aldırdığı için teşekkür ediyorum. Ve
Tanrı kapıyor gözlerimi. Başka bir kadını hayal etmeye başlıyorum. İçine girip
çıkarken, terlerim üzerine boşalırken, sertleşirken ve ritmikleşirken, tek
düşünebildiğim başka bir kadını daha nasıl düzebileceğim oluyor ve tırnakları
tam o saniyede sırtımı kanatmaya başlıyor. KANAMAK NE DE GÜZEL ŞEY! Kanattıkça
akıtasım geliyor kadının içinde tuttuğu tüm şehvet sularını. Ve hızlanıyorum, o
bağırdıkça, bende bağırıyorum. Onu kaldırıyorum, yerine kendimi yatırıyorum
kanepeye. Üzerime çıkıyor ve o şükrediyor bu sefer. Ellerini göğüslerim
üzerinde tutarken belini dikleştiriyor ve daha sert bastırıyor vücudunu vücuduma.
Hızlanıyor ben yavaşladıkça. Ve boşalıyorum. Ve boşalıyor. İki şelalenin aynı
göle akarsa olacağı gibi, tüm kanepeyi ıslatıyoruz taşkınlığımızla.
Giyiniyorum, bir sigara daha yakıp mutfağında bulduğum şişeden bir yudum
içiyorum. Gülümsüyor. Sigaramı yarım kalmış şişenin içine atarak evden
çıkıyorum, küfrediyor, adımı söylüyorum. Küfrediyor. İyi bir gün diliyorum.
Sokağa çıktığımda ise pencereden uzatıyor kafasını. Göğüslerini hala
görebiliyorum. Memnun olduğunu söylüyor. Ve siktir olup gidebileceğimi.
Devamlılıkla ilgili birşey söylüyordum ya,
günlük ritüellerim arasından en sevdiğim işte bu; ‘siktir olup’ gitmek
oluyor. Ve siktir olup gittikçe, siktir edip yaşamayı öğreniyorum. Bu da bana
başarıların en büyüğünü veriyor. Devamlılık, devamlı kılıyor arsızlığımı. Ve
ben devamlı yaşıyorum, devamlı yaşayan tüm kadınlarla.
Tuesday, February 25, 2014
Wednesday, February 12, 2014
Annem, Şerefine güzel kadın.
Her kalem sallayanın yazmassam olmaz dediği anlar vardır; merhabalar.
Senelerdir tanımaya çalıştığım adamın yaş günü bugün. Senelerdir farkında olan
bir adamın, senelere daha ağır küfürler ettiği bir gün bugün ne yazık ki..
Her zaman tekrarladığım cümleyi, ayna karşısında yineledim bugün "İyi
bir insan olmayabilirsin ancak olabildiğinin en iyisisin" . Olabildiğimce
kalmaya çalıştığım için, hayatımda varolan herkese teşekkür etmeliyim. Bazı
günler onlarda olmuyor da siktir et diyorum, yarın yeni bir
gün. Yarınında bir yarını oluyor sonra. Seneler yarınlarla geçiyor, ben
seneleri harcıyorum her defasında. Harcanmadığım için, o adama teşekkür
etmeliyim.
En güzel yanıda ne biliyor musun, doğduğum günü kutlama gereksinimini hissetmemem. Kutlama
gereği hissettiğim tek kişi annem. Annemi kutlamam lazım! Benim gibi bir adamı
böyle bir dünyaya getirebilecek cesareti gösterdiği için! Böyle bir adam
yetiştirdiği için, bana öğretmeye çalıştığı için ve becerebildiği için!
Annem, bir insanın evladı ile gurur duyması çelişkilidir bilirim; bir
evladında anasıyla, babasıyla. Bilmeni isterim ki hayatımda gözlemlediğim en
güçlü kadın sensin. Ve beni güçlü görüyorsan, azıcıkta olsa benim ilen gurur
duyuyorsan bunun sebebi sensin. Hep söylediğim gibi, ben başına buyruk bir
adam oldum her zaman. Kendi yollarım oldu hayatım boyunca, onları izledim. Elle
gösterilen, tarif edilen yolların ne değeri olurdu ki onlardan gitseydim?
İnsanların hayal etmeye zorlandığı yollardan ben geçerken senin izlemen
kolay değil, biliyorum... Bu yüzden seninle gurur duyuyorum. Her zaman arkamda
durduğun için teşekkür ediyorum. Ne kadar uzak kılsamda seni, bana yakın
kaldığın için teşekkür ediyorum. Çizdiğim her sınırı geçtiğin için, benden
vazgeçmediğin için ve herşeyden öte bana bir başına ev olduğun için teşekkür
ediyorum. Güzel kadın, normal bir evlat
olamadığım için özür diliyorum. Yanında
büyüyemediğim için, seneler boyu özlem soluttuğum için, her kararımda seni telaşlarla
boğduğum için, oluşumu izlerken, oluştuğumdan korkuttuğum için özür diliyorum.
Kısacası, doğduğu günü kutlama gereksinimi hissetmeyen bir adamın annesi olmak
zorunda kaldığın için özür dilerim. Bilmeni isterim ki kalem sallamaya değer bildiğim en güzel anı seni düşünürken yaşadım bugün. İyi, kötü yirmi seneyi benimle
geçirdiğin için teşekkür ederim. Ve umarım ki yaşadığım süre boyunca, ne kadar
uzakta olsak, uzaklarda bir evim olduğu gerçeğiyle yeşeririm. Umarım hayatın
boyu doğduğum günde doldurmam gözünü.
Küfürlerimin sinesinden, tek bir yaprak düşürdüğün için, güzel günün
kutlu olsun...
Şerefine güzel kadın. Beraber, nicelerine...
Sevgilerle, oğlun.
Subscribe to:
Posts (Atom)