Tuesday, February 25, 2014

Doğmadan aşk koydum adını; tüm kadınların.

Devamlılık başarı getirir derler. Devamlılıkla ilgili bir hikaye anlatayım o zaman. Kırmızı elbiseli kadının göğüs yanaklarının çizgileri simsiyah bir kalçanın üzerine serilmiş kokain parçaları gibi ışıldıyor. İncilerden kolyesi parçalar döküyor boyun şelalesinden aşağı. Bacakları güneşin ışığını gözlerime vuruyor yürürken, ben ise kahverengi, beş liralık gözlüğümü takıyorum. Saat on iki'ye doğru geliyor ve sabahın bu saatinde parkta ne bok yediğimi düşünüyorum. Yanımdan geçerken alev saçlarını savuruyor ve duman gerisin geriye yüzüme çarpıyor. Sigaramı dudağımda asılı bırakıyorum kadının kalçasına bakarken. Elimi kasıklarıma götürerek ufaklığı yokluyorum hafifçe. Sakin. Sakinim. O gün eve gidip geceyi sabah edene kadar içtiğimi hatırlıyorum. Öteki gün saat on iki'de sarhoş, dünkü ile aynı kıyafetlerle o parka gidiyorum. Sigaramı ateşliyorum. Devamlılık. Kadın geliyor, bu sefer açık mavi bir elbise üzerinde ve babamın sakallarından beyaz topuklu ayakkabıları ile bana doğru yürüyor. Bana bakarak ellerini saçlarının arasına karıştırıyor. Gülümsüyor. Ayağı kalkıyorum. Yanına gidiyorum. Fazla konuşmama gerek kalmıyor. Kadın ne istediğini bilen bir kadın, beni istiyor, beni alıyor. Evine gidiyoruz. Yolda ne yaptığımı soruyor, nereden geldiğimi, nelerden hoşlandığımı, adımı sormuyor ve bende sormuyorum. Dairesine vardığımızda kanepeye geçiyoruz, üzerindeki elbisenin askılarını kollarından kaydırarak düşürüyorum. İç çamaşarı giymemiş, çırılçıplak karşımda duruyor. Bir elini dudağıma yaklaştırıyor ve ayağı kalkıyor. Bacaklarını hafifçe eğerek tam karşımdaki tabureye çöküyor. Çok yakın ve eli hala dudaklarımda. Dayanamayıp parmağını emmeye başlıyorum. Yavaşça. Dilimle tüm noktalarına dokunacak ve her noktada bir kaç saniye sabredecek kadar yavaş. Elini kasıklarına götürüyor ve cinsel organını, üzerinde silmeye çalıştığı bir leke varmışçasına ovalamaya başlıyor. Tertemiz bedeni, lekenin boşalttığı sıvıyı parlatıyor gözümde. Daha yavaş yalıyorum parmağını. Ve daha yavaş. Elimle parmağını alarak göğüslerine bırakıyorum. Kanepeden inerek parkeye çömeliyorum, dizlerim üzerine. Kadının alt karnına doğru eğiliyorum ve öpmeye başlıyorum. Her defa bir kereliğine öpüyorum. Ellerini arkaya götürerek başını kaldırıyor. Bacaklarının kasıldığını titreyişlerinden anlıyorum. Alçalıyorum, yükseliyor. Dilimle yoklamaya başlıyorum bu sefer. Yeni kesilmiş olmasına rağmen çıkmaya başlayan tüylerin dikenleri batıyor, daha sert yalıyorum, daha sert yaladıkça daha da sertleşiyorum. En aşağı iniyorum. Göğüs uçlarından daha toplu ve yumuşak parçasını içime duman çekermişçesine çekip geri bırakıyorum, daha hızlı, biraz daha hızlı ve parmağım içine girene kadar dahada hızlanmaya devam ediyorum. Ve dilim hızını parmağıma bırakıyor. Kadın lekesi boşaldıkça çalkalıyor vücudunu ve parmağım daha da hızlanıyor. Ellerini saçlarıma doluyor ve çekiyor, çığlıkları tüm camları çatlatırcasına yankılanıyor ardından. Bir haşinle kalçasından kaldırarak kanepeye yatırıyorum kadını . Ellerimle organımı götürüyorum ıslattığım bahçeye ve o bahçenin içinden, ormanın derinliklerine ulaşana kadar nazikçe ilerliyorum. Ormana girince bir anda rahatlıyorum. Derin bir nefes alarak, Tanrı'ya bir ormanda daha nefes aldırdığı için teşekkür ediyorum. Ve Tanrı kapıyor gözlerimi. Başka bir kadını hayal etmeye başlıyorum. İçine girip çıkarken, terlerim üzerine boşalırken, sertleşirken ve ritmikleşirken, tek düşünebildiğim başka bir kadını daha nasıl düzebileceğim oluyor ve tırnakları tam o saniyede sırtımı kanatmaya başlıyor. KANAMAK NE DE GÜZEL ŞEY! Kanattıkça akıtasım geliyor kadının içinde tuttuğu tüm şehvet sularını. Ve hızlanıyorum, o bağırdıkça, bende bağırıyorum. Onu kaldırıyorum, yerine kendimi yatırıyorum kanepeye. Üzerime çıkıyor ve o şükrediyor bu sefer. Ellerini göğüslerim üzerinde tutarken belini dikleştiriyor ve daha sert bastırıyor vücudunu vücuduma. Hızlanıyor ben yavaşladıkça. Ve boşalıyorum. Ve boşalıyor. İki şelalenin aynı göle akarsa olacağı gibi, tüm kanepeyi ıslatıyoruz taşkınlığımızla. Giyiniyorum, bir sigara daha yakıp mutfağında bulduğum şişeden bir yudum içiyorum. Gülümsüyor. Sigaramı yarım kalmış şişenin içine atarak evden çıkıyorum, küfrediyor, adımı söylüyorum. Küfrediyor. İyi bir gün diliyorum. Sokağa çıktığımda ise pencereden uzatıyor kafasını. Göğüslerini hala görebiliyorum. Memnun olduğunu söylüyor. Ve siktir olup gidebileceğimi. Devamlılıkla ilgili birşey söylüyordum ya,  günlük ritüellerim arasından en sevdiğim işte bu; ‘siktir olup’ gitmek oluyor. Ve siktir olup gittikçe, siktir edip yaşamayı öğreniyorum. Bu da bana başarıların en büyüğünü veriyor. Devamlılık, devamlı kılıyor arsızlığımı. Ve ben devamlı yaşıyorum, devamlı yaşayan tüm kadınlarla.

No comments:

Post a Comment